Neyin Olayım Senin?

Söyle neyin olayım senin
muradını aç bana
muradını
hani kalbin içindeki sır

Hakikatini unut
karanlığını ay ışığına tut
yüzünü gönlüne eğ ve konuş
ya da sus
değil mi ki artık
ikisi de bir

Ömrünün tüm kırılmış dallarını
yağmura tut
tüm üşümüş günlerini
güneşe çıkar
Ve söyle
neyin olayım senin

Yüzüne değen ılık bir rüzgar
günahlarına yağdırdığı kar mı Allah’ın
iyi yanına yüreğinin bakan
ve haber veren sana alın yazını

Hakikatini unut
kaderdir değişir
cevaplarını sorularımla değiştir
sorularını cevaplarımla
ve
muradını ver bana

söyle neyin olayım senin

Z.Eliaçık

10570509_675211295894465_9097691093032790_n

 

güzel yenilgi

içeri biri girdi başını eğerek

halbuki kazanan oydu

tüm zaferleri kovdum hatırımdan

ve dedim ne güzelmiş yenilmek

 

insan dolusu odalar boşaldı

ama doldu masadaki o boş sandalye

o girince içeriye

 

bir harf verdi bana

ve tüm yazıları sildi alnımdan

Maskeler Düştü

 

Maskeyi örten maske de düştü

Maskeler ardı ardına düştü

Kaçacak yer kalmadı

Kadeşim duydun mu kardeşin kalmadı!

Dostum duydun mu dostun kalmadı!

Suyun kalmadı ilacın kalmadı

Göğün kalmadı kanadın kalmadı

Önün kalmadı arkan kalmadı

 

Kaçacak yer kalmadı

 

Ey Ilahi! Tecellin gelsin

Kaçacak yer kalmadı!

Kuşatmayı sen kuşat

 

Kaçacak yer kalmadı

 

Kuşatmayı sen kuşat

Çılgınlar gibi

Kuşatmayı sen kuşat

Deliler gibi

İşte şimdi hürsün sen

Hürsün ve ebediyen hür

 

Kolun düştü yere

Onu al ve vur düşmana

Yanına düşen benim

Beni al ve vur düşmana

Kaçacak yer kalmadı

İşte artık hürsün

Hürsün ve ebediyen hür!

 

Silahın yok kurşunun yok

Ölülerinle vur düşmana

Yaralılarınla vur düşmana

Kaçacak yer kalmadı

 

Yanına düşen benim beni al

Ve vur düşmana

Kaçacak yer kalmadı

 

İşte şimdi hürsün sen

Hürsün ve ebediyyen  hür!

 

M.Derviş – Çeviri Yorum: Z. Eliaçık

NSU kararı ve hesabı sorulmayan ırkçılık

Bugün verilen karar, NSU terör örgütünün işlediği cinayetlerle ilgili, devlet kurumlarının rolü başta olmak üzere, kritik birçok soruyu cevapsız bıraktı.

NSU kararı ve hesabı sorulmayan ırkçılık

İSTANBUL – ZELİHA ELİAÇIK

6 Mayıs 2013’te başlayan ve 2000-2007 yılları arasında işlenen 10 cinayet, 15 banka soygunu ve 2 bombalı saldırıdan yargılanan Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) üyelerinin beş yıl süren davası bugün sona erdi ve karar verildi. Karara göre, baş sanık olarak yargılanan Beate Zschaepe, 10 cinayetin sorumlusu olmaktan ve terör örgütü üyeliğinden dolayı ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken, cinayetin işlendiği Ceska tipi silahları örgüte temin etmekle suçlanan Ralf Wohlleben, savcılığın 12 yıl talep etmesine rağmen, 10 yıl ceza aldı. Örgüte destek vermek suçlamasıyla yargılanan diğer sanık Andre Eminger’e ise sadece 2 yıl 6 ay ceza verildi. Eminger’in kararı açıklanırken, destekçilerinin cezanın azlığını alkış tutarak kutlaması, kararın kimleri sevindirdiğini ortaya koyuyordu. Örgüte destek olmakla suçlanan diğer sanıklar da 3’er yıl ceza aldılar.

“Asrın davası” olarak anılan NSU cinayetleri, Türk ve Alman medyasında “döner cinayetleri” olarak bilinse de oldukça geniş kapsamlı bir süreci içermekte. NSU davası, çiçekçilikle uğraşan Erdal Şimşek’i örgütün 2000 yılında öldürmesiyle başlayan, 2006 yılında internet kafe işletmecisi Halil Yozgat’ın öldürülmesiyle sona eren ve Almanya’da kendi halinde yaşayan her kesim ve meslekten küçük esnafı hedef alan cinayet serisini kapsıyor. Türklerin yanı sıra bir Yunan göçmen ve bir Alman polis de NSU örgütünün kurbanları arasında yer almıştı.

90’lı yıllarda Beate Zschäpe, Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt tarafından kurulan NSU’nun iki erkek üyesinin, gerçekleştirdikleri son banka soygunundan sonra polis tarafından yakalanacaklarını anlayınca, bulundukları karavanda intihar ettikleri iddia edilmişti. Örgütün “tesadüfen” ortaya çıkarılmasıyla birlikte, bulundukları hücre evini ateşe veren Beate Zschäpe’nin ve örgüte (silah sağlamak gibi eylemlerle) destek verdikleri gerekçesiyle suçlanan diğer dört sanığın yargılanma süreci başlamıştı.

Irkçı motivasyonlar dikkate alınmadı

NSU davasını başından beri bütün ayrıntılarıyla takip eden sivil toplum inisiyatifi NSU Watch’ın hazırladığı rapora göre, dava boyunca 597 tanık ve bilirkişi ifade verdi, 14 savunma avukatı görev aldı ve 95 müşterek davacı 60 savunma avukatıyla davaya müdahil oldu. Davalı sanıkların sık sık reddi hakim talebinde bulunması nedeniyle de dava süresince 5 hakim değişti. 5 yıl süren mahkeme boyunca, 600 kişinin sorgulanmasına ve dört yıl boyunca birçok delilin toplanmasına rağmen, yukarıda da bahsedildiği gibi, NSU’ya ait en önemli sorular aydınlatılmamıştır. Örneğin, cinayetler Ceska marka silah kullanılarak ve aynı şekilde işlendiği halde, Alman polisinin cinayetler arasında neden bağlantı kurmadığı ya da örgüt üyelerinin nasıl olup da polis takibinden kaçabildiği, bu sorular arasında yer alıyor. İlaveten, intihar ettikleri iddia edilen NSU üyelerinin karavanında bulunan 20’ye yakın silahın nasıl temin edildiği ve olay yerlerinde kimlerden destek alındığı gibi sorular, dava sonuçlanmasına rağmen açıklığa kavuşturulmadı.

Bugün verilen kararla sona eren dava süresince yaşananlar, NSU terör örgütünün işlediği cinayetleri aydınlatmak bir yana, davanın başlangıcından itibaren örgütün kapsamı ve faaliyetleri tam anlamıyla ortaya çıkarılamadığı için, kafalardaki soru işaretlerini devam ettiriyor. Dava sürecinde olanlar ise ırkçı cinayetlerin ötesinde, bir hukuk devleti olmakla övünen Alman devletinin ve yargı sisteminin zaaflarını ve kurumsal ırkçılığın boyutlarını da gözler önüne seriyor. Benzer şekilde, Alman güvenlik birimlerin olaylarda ırkçı motivasyonları tamamen saf dışı bırakması ve bu cinayetleri Türk gruplar arasındaki kavgalar olarak yansıtması, kamuoyunca yadırganan bir durum olarak kaldı.

Cinayetlerden sorumlu NSU’nun, “trio” denilerek üç kişiden oluşan küçük bir örgüte indirgenmesi ve NSU davasının kapsamının daraltılması ise davada eleştirilen bir diğer nokta. Zira dava avukatlarının ifadelerine göre, dinlenen tanıklardan 24’ünün örgüte destek verdiği, bilirkişi raporları ve kendi ifadeleriyle sabit olmasına rağmen, o dönemde yaşananları hatırlamadıklarını ileri sürenler, cezai bir yaptırıma uğratılmadı.

Öldürülen Türklerin neden kurban olarak seçildiği, olay yerinde örgüt eylemlerine destek verenlerin kimler olduğu yeterince araştırılmadığı için, dava sona ermesine rağmen, cevapsız kalan diğer sorular arasında yer alıyor. Dava boyunca dikkat çeken ve karanlıkta kalan bir diğer nokta ise Alman istihbaratının, ne kadar işin içinde yer aldığı. Alman istihbaratının örgütten haberdar olduğundan ve içeriye sızdırdığı elemanlarıyla örgütü takip ettiğinden kimsenin kuşkusu bulunmuyor. Nitekim eski Alman istihbarat ajanı Andreas Temme’nin, NSU cinayetlerinin sonuncusu olan Halil Yozgat vakasında, cinayetin gerçekleştirildiği kafede “tesadüfen” bulunduğu ve olayı fark etmediği yönünde verdiği ifade, inandırıcı bulunmadı. Nitekim, olayın geçtiği kafede olay canlandırması yapan İngiliz bir araştırma grubu, eski ajanın ifadesinin aksine, olayı fark etmemesinin ihtimal dışı olduğunu tespit etmişti. Bunun yanı sıra, Alman askeri istihbarat örgütü MAD’ın sekiz Türkün öldürülmesinden sorumlu örgüt üyelerinden Uwe Mundlos’u tanıdığı, ajanlık ve işbirliği teklif ettiği, fakat Mundlos’un bunu reddettiği de ortaya çıkmıştı. Alman istihbarat teşkilatı, Kasım 2011 tarihinde örgütün ilk kez kendini ele vermesinden çok kısa bir süre sonra, NSU ile bağlantılı olduğu düşünülen ve aralarında Thüringen eyaletinde görev yapan bazı ajanlara ait dosyaların da bulunduğu söylenen çok sayıda belgeyi imha etmiş. Hessen eyaletinde NSU davası hakkında bilgi içeren bir belgenin, ortaya çıkmasından hemen sonra, alışılmadık biçimde, 120 yıl süreyle mahkeme kararıyla erişime kapatılması da spekülasyonlara yol açmıştı.

Alman istihbaratının rolü

Diğer pek çok ırkçı terör örgütünü ve yer altı yapılanmasını, içine yerleştirdiği ve “V-Mann” olarak isimlendirilen ajanlarıyla takip ettiği bilinen Alman istihbaratının, bu cinayetlerde ve örgütün diğer faaliyetlerinde rolünün olduğu kesin olarak ortadayken, bu rolün kapsamı ve hukuka uygun olup olmadığı, istihbarat teşkilatının mahkemeye belge sunma ve bilgi verme konusundaki isteksiz tutumundan dolayı aydınlatılamadı.

Alman kamuoyu ve olayın takipçileri, NSU davasından çıkan karardan çok, bu süreçte Alman devlet birimlerinin ve (istihbarat dahil) Alman makamlarının sergilediği tutumun ve örgütle istihbarat birimleri arasındaki ilişkinin tam olarak ne olduğuna ve kapsamına odaklanmış durumda. Zira dava süresince yaşanan gelişmeler, gözlerin kurumsal ırkçılığa çevrilmesine neden oldu. Adeta “artık bitsin ve ceza verip kurtulalım” mantığıyla yaklaşılan davanın gerçek manada bittiğini söylemek çok zor. Hapis cezası alanların cezaya itiraz etme ve temyize giyme ihtimalinden dolayı NSU’nun gündemi meşgul etmeye devam edeceğini söylemek mümkün. Bunun ötesinde, konuya oldukça hassas ve duyarlı yaklaşan Alman kamuoyuna uluslararası düzeyde verilecek destek, devlet kurumları üzerindeki baskıyı artırarak davayla ilgili karanlıkta kalan noktaların aydınlatılmasında etkili olacaktır.

Ekonomik olarak en sorunsuz dönemini yaşayan Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa’da, anlaşılmaz biçimde, “somut ve rasyonel sebeplerle” açıklanamayacak şekilde, ırkçı ve yabancı düşmanı hareketler toplumsal bir zemin kazanıyor. Bugün ırkçı ve yabancı karşıtı söylemler, gerek 90’larda gerekse Türk cinayetlerinin işlediği yıllarda olmadığı kadar görünürlük kazanmış ve normalleşmiş durumda. Nitekim Alman Türk toplumu içinde iyi yetişmiş ve topluma uyum sürecinde başarılı olmuş isimler, sadece siyasi tercihleri nedeniyle medyatik linç ve itibar suikastına maruz bırakılıyorlar. Geçtiğimiz pazar günü Emnid araştırma şirketinim yaptığı bir ankete göre, başlangıçta geçici ve tepkisel oyların bir sonucuymuş gibi lanse edilen ve yüzde 14 oy oranı ile ana muhalefet partisi olarak Alman meclisine girmeyi başaran AfD oylarını artırmış ve rekor seviyeye ulaşarak yüzde 17’e varan bir oy oranına erişmiş durumda.

Alman toplumu ve siyasetinde çoğulculuğu ve çok kültürlülüğü kabul eden bir zihni tutum değişikliği meydana gelmediği sürece, ne NSU örgütünün işlediği türden cinayetlerin ne de bu cinayetleri mümkün kılan söylemlerin ve toplumsal atmosferin ortadan kaldırılması mümkün olacaktır.

NSU davalarında Alman devleti tarafından Ombudsman olarak görevlendirilen Barbara John’un da vurguladığı gibi, NSU davası, Almanya’da bir yabancının sadece bir yabancı olduğu için hayatının tehlikede olduğunu ve Alman devletinin vatandaşlarını ve topraklarında yaşayan yabancıların hayatını korumakta aciz kaldığını açıkça ortaya koymuştur.

NSU davasını başından beri takip eden avukat Mehmet Daimagüler’in Deutsche Welle’ye verdiği bir röportajda da belirttiği gibi, esas sorun sadece işlenen 10 cinayet ve bunların hukuki olarak aydınlatılması ve açık biçimde kendini gösteren Nazi ırkçılığı değil, sürekli olarak “öncü kültür” tartışmaları ile siyasi olarak yönlendirilen ve kendini başka kültürlerden önde ve üstün gören kültürel kibir ve bunun Alman bilinçaltındaki yansımasıdır.

Nitekim ırkçı bir saldırıyla ilgili dava görülürken, mahkeme salonunda ırkçı bir saldırı sonucu öldürülen, ancak yabancı olduğu için Mısırlı kocası mahkeme salonunda bulunan polis tarafından saldırıyı yaptı sanılarak vurulan Mısırlı Sherbini vakası ve NSU davasında polisin katil zanlısı olarak önce Türkleri mercek alması da bu bilinçaltına işaret etmektedir. Açıkça işlenen cinayetlerde bile zanlı olarak önyargıların mahkum ettiği yabancılar, Müslümanlar ve Türklerdir.

Mahkeme, kurumsal ırkçılıkla hesaplaşmadı

NSU davası avukatlarından Alexsander Hoffman’ın da karar sonrası vurguladığı gibi, dava boyunca NSU sadece 3 kişilik bir örgüt gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Dava sonunda verilen cezalarla NSU, cezası verilmiş bir adi suç konusu ve çözümlenmiş bir mesele gibi lanse edilmek istenmektedir. Mahkemenin kurumsal ırkçılıkla hesaplaşmak bir yana, 10 kişinin ölümüne neden olan bir örgüte destek olanlara sadece 2 yıl 6 ay ceza vermesi, Hoffman’ın haklı olarak tepki gösterdiği gibi, giderek ırkçılığın ve aşırı sağın yükselişte olduğu bir toplumda, yabancılara karşı işlenecek suçlar için teşvik edici bile sayılabilir.

NSU davasının başladığı 2013 yılından itibaren, 5 yıllık süreç boyunca yaşananlar, örgütle ilişkileri açıkça ortay konulmuş olan devlet kurumlarının ve kurumlara sirayet etmiş olan ırkçılığın sanık sandalyesine oturtulması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.

Sonuç olarak, NSU davası olayların üzerine çekilen bir sünger olmamalı; bir son değil, aksine bir başlangıç olarak görülmelidir. Bu minvalde, Alman basınının NSU davasında gösterdiği hassasiyet ve oluşan kamuoyu baskısı devam etmeli ve Alman resmi makamları da hem hukuki olarak hem de kamu vicdanında sanık sandalyesine oturtularak hukuk devleti olduğunu ispata zorlanmalıdır.

[Şarkiyat, Avrupa ve Müslüman toplumlarda azınlıklar, İslamofobi ve Almanya’nın dış siyaseti konularında araştırmalar yapan Zeliha Eliaçık, SETA Avrupa Araştırmaları Direktörlüğü’nde araştırmacı olarak çalışmaktadır]

5 SORUDA NSU DAVASI

1.NSU davası nedir?

Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) dava konusunu 2000-2007 arasında aşırı sağcı NSU tarafından gerçekleştirilen on bir cinayet, bombalama ve soygun suçları oluşturuyor. Örgüt üyeleri Beate Zschäpe, Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt 2000-2006 tarihleri arasında sekiz Türk, bir Yunan ile bir Alman polisini öldürdü. Örgüt üyeleri bunun yanı sıra üç bombalı saldırı gerçekleştirdi. Davada NSU’nun tek yaşayan üyesi Beate Zschäpe on kişiyi öldürme, örgüt üyeliği ve bombalı saldırıların sorumlusu suçlamalarıyla baş sanık olarak yargılandı. Çoğu esnaflık yapan sekiz Türk kurbanın hangi kritere göre seçildiği bilinmemekle birlikte örgütün bu cinayetlerle yabancı esnafa gözdağı vermeyi ve yabancılar arasında korku salmayı hedeflediği düşünülüyor. Davada örgütle bir şekilde ilişkiye geçtiği ortaya çıkan ve ırkçı düşünceleri ile dikkat çeken yirmi dört tanık hakkında dava hakiminin hiçbir cezai ve hukuki tasarrufta bulunmaması ve böylesine kapsamlı bir örgüt davasında sadece beş kişiyi yargılaması tepki çekiyor. Mahkemede Beate Zschäpe’nin yanı sıra örgüte silah sağlama ve destek suçlamaları ile dört kişi daha yargılanmıştı.

  1. NSU örgütü nedir?

Almanya’nın doğusundaki Jena şehrinde doğan üç örgüt üyesi Beate Zschäpe, Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt’ın 90’lı yılların ortalarında tanışarak NSU’yu kurdukları tahmin ediliyor. Düzenledikleri ırkçı ve Neonazi yanlısı etkinliklerle dikkat çeken örgüt üyeleri kısa sürede polis takibine takılıyor. Polisin 1998 Ocak ayında örgütün eylem hazırlığına dair aldığı ihbar sonrası örgüt üyelerinin bulunduğu evin garajında arama yapmasıyla deşifre olduğunu düşünen örgütün yer altına inme süreci de bu tarihte başlıyor.

Örgüt bu dönemde para temin etmek için toplam on beş banka soygunu gerçekleştiriyor. 2011’dekison banka soygunu sonrası yakalandıklarını anlayan Uwe Benhardt ve Uwe Mundlos’un bulundukları karavanda intihar ettikleri açıklansa da ikilinin ölümüyle ilgili pek çok spekülasyon bulunmakta. Örgütün tek kadın üyesi Beate Zschäpe aynı tarihte diğer örgüt üyeleri ile yaşadıkları evi ateşe veriyor ve örgüte ait NSU cinayet itiraflarının da yer aldığı video kayıtlarını yok etmeye çalışıyor. Örgüt üyesi arkadaşları öldürüldükten dört gün sonra Zschäpe’nin polise teslim olmasıyla cinayetlerle örgüt arasındaki bağlantı da ortaya çıkmaya başlıyor. NSU örgütünün sadece üç kişiden oluştuğu iddia edilse de kamuoyunda bu sayının çok daha fazla olduğu kanısı hakim.

  1. Dava sürecinde neler yaşandı ve dava neden bu kadar uzun sürdü?

Devlete ağır maliyeti olan NSU davasının ancak beş yıl gibi uzun bir süre sonra tamamlanabilmesi davanın on cinayet, on beş soygun ve üç bombalı saldırıyı kapsayan geniş bir içeriğe sahip olması ve bu olaylarla ilgili çok az bilgi ve belge bulunmasıyla açıklanıyor. Nitekim davaya ilişkin delillerin toplanması ve dosyaların tamamlanması dört yıl sürdü. Bunun yanı sıra davada sanıkların talebi üzerine sık sık hakim ve avukat değişiminin yaşanması da davayı uzatan diğer bir sebep olarak gösterilebilir.

Baş sanık Beate Zschäpe’nin 2015’e kadar sorulan hiçbir soruya cevap vermeme stratejisi de davanın kısa sürede tamamlanmasını engelledi. 2015’te avukatlarıyla birlikte savunma stratejisini de değiştiren Zschäpe cinayetlerle bir ilişkisi bulunmadığını ve olaylardan sonradan haberi olduğunu iddia etmişti. Örgütün kadın üyesinin kendisine yöneltilen suçlamalardan sadece örgüt üyesi iki arkadaşıyla yaşadıkları evi ateşe verme eylemini üstlenmişti. Baş sanık Zschäpe’nin son döneme kadar konuşmama stratejisi sonucu gerçekleşen cinayetlerle ilgili pek çok nokta aydınlatılamadı ve mahkeme delil ve belge toplayabilmek için çok sayıda tanık ve bilirkişiye başvurmak zorunda kaldı. Nitekim 600’ü aşkın kişi tanık ve bilirkişi olarak dinlendi. Davaya on dört savunma avukatı, doksandan fazla müşterek davacı ve bunlara ait altmışın üzerinde avukatın da müdahil olması davayı uzatan nedenler arasında sayılıyor.

NSU davasının karanlıkta kalan noktalarından birisi davada ifade veren ya da vermesi beklenen görgü tanıklarının şüpheli ölümleri. Beş yıl süren dava süresince hayatını kaybeden yedi tanıktan kimisi hastalık nedeniyle ölürken bazı görgü tanıklarının ölümü ise kamuoyunda şüphe uyandırdı. Örneğin mahkemede ifade verdikten sadece bir ay sonra motosiklet kazasında hayatını kaybeden Melissa M.’nin ölümü bunlardan birisi. NSU tanıklarından ve eski bir istihbarat ajanı olan Thomas Richter de dava sürecinde evinde ölü bulunmuştu. NSU davasında en dikkat çeken ölümlerden birisi de baş sanık Beate Zschäpe’nin yakın arkadaşı Corinna B.’nin ölümü. Corinna’nın araştırma komisyonuna ifade vermeden kısa bir önce bilinmeyen bir nedenle öldüğü açıklandı. Dava süresince gerçekleşen tanık ölümlerinin tesadüfle açıklanması mümkün görünmüyor.

NSU davası Almanya’nın savaş sonrası görülen en uzun ve karmaşık davası olması nedeniyle asrın davası olarak anılıyor.

  1. Alman istihbarat örgütlerinin NSU ile ilişkisi nedir?

NSU davasına ilişkin aydınlatılamayan en önemli noktalardan biri de NSU ve Alman istihbaratı arasındaki ilişkidir. Örgütün ilk olarak ortaya çıkarıldığı 2011 yılına kadar nasıl olup da polise yakalanmadan cinayet ve bombalı saldırı gibi suç eylemlerini gerçekleştirebildiği hala açıklığa kavuşmuş değil. Zira Alman istihbaratının aşırı sağ örgütleri gözlem altında tuttuğu ve örgütlerin içine yerleştirdiği muhbir ajanlarla takip ve kontrol ettiği biliniyor.

Nitekim örgüt üyelerinin yakalanarak intihar etmesi ve NSU’nun yaşayan tek üyesi Beate Zschäpe’nin polise teslim olmasından sadece birkaç saat sonra bir Alman istihbarat dairesi çalışanının muhbir ajanlara ait bilgilerin bulunduğu dosyaları yok ettiği ortaya çıkmıştı. 2014’te Köln savcılığı bu kişi hakkında soruşturma açmış ancak3 bin avro karşılığında dava kapatılmıştı. Bunun yanı sıra 2012’de Alman Askeri İstihbarat Servisi MAD’ın NSU üyelerinden Uwe Mundlos’la iletişime geçerek birlikte çalışmayı teklif ettiği ancak ırkçı örgüt üyesinin bunu reddettiği ortaya çıkmıştı. MAD’ın elinde Mundlos hakkında bir dosyada bulunduğu ve dosyanın araştırma komisyonlarına sunulmak yerine imha edildiğinin anlaşılmasından sonra kamuoyu duruma tepki göstermişti.

İkinci olarak NSU cinayetlerinin sonuncusu olan Halit Yozgat olayında cinayetin gerçekleştiği kafede bulunan A.Temme isimli istihbarat ajanı o sırada bilgisayarda sohbet ettiğini ve cinayeti fark etmediğini öne sürmüştü. Buna ek olarak 2017’de Hessen eyalet istihbarat dairesinde NSU ile ilgili bilgiler bulunduğu tahmin edilen bir rapor olduğunun ortaya çıkmasının hemen ardından belgenin mahkeme kararıyla120 yıl erişime kapatılması şüpheleri artırmıştı.

NSU ile ilgili olabilecek pek çok istihbarat dosyasının mahkemeye açılmaması veya imha edilmesi nedeniyle istihbarat örgütleri ve NSU arasındaki ilişki hala aydınlatılamadı.

  1. Dava nasıl sonuçlandı ve kamuoyunun karara tepkisi ne oldu?

Çarşamba günü sonuçlanan davada baş sanık Beate Zschäpe beklendiği gibi ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken savcılığın örgüte Ceska marka silahları temin ettiği için on dört yıl istediği Wohlleben’a sadece on yıl ceza verilmesi şaşkınlıkla karşılandı. Davacı ailelerde ve kamuoyunda hayal kırıklığı yaratan diğer bir karar da örgüte destek vermek suçlamasıyla yargılanan diğer sanıklara en fazla üç yıl olmak suretiyle verilen cezaların azlığı oldu. Nitekim bunlardan Andre Eminger’in iki buçuk yıl ceza aldığı açıklanırken mahkeme salonunda davayı takip eden Neonaziler alkışlayarak karara destek verdiler. Savunma avukatı Alexander Hoffmann “Bu karar terör üyesi destekçilerine gidin ve dilediğiniz eylemi yapın bunun için sadece iki buçuk yıl ceza alacaksınız mesajını vermiştir” diyerek cezanın azlığına tepki gösterdi.

NSU davası başladığından beri ırkçılık karşıtı Almanlar, sivil inisiyatif ve gazeteciler tarafından yakından takip ediliyor. Nitekim Almanya çapında “Daha Bitmedi” (Kein Schlussstrich) adıyla bu dava sonucuyla NSU dosyasının kapatılmaması yönünde eylemler düzenlendi. Kurbanların yakınları ve Alman kamuoyu isecinayete kurban giden Türklerin hangi kritere göre seçildikleri, örgütün kullandığı silahları nereden temin ettiği ve Alman istihbaratının NSU ile ilişkisi gibi pek çok konunun aydınlatılmadığı kanaatini taşıyor.

Alman resmi makamları davada karanlıkta kalan noktaları aydınlatma noktasında yardımcı bir tutum takınmadı. Dolayısıyla Almanya’da NSU ile başlayan dava sürecini ülkede kurumsal ırkçılıkla yüzleşip bu konuda mücadele gösterilene kadar kapanmış kabul etmek mümkün görünmüyor.

Ben Nereden Bileyim?

Ben Nerden Bileyim?

Ey mürg-ü heva
Ne zaman Hürriyet şarkını işitip koşarak gelsem
Kafesler içinde bulurum seni
Şayet özgür bir kuş isen

Bu kafes nedir?

– Ben nereden bileyim!

çöllere düşmüşsün
leyla’nın peşinde ama
aşık da değilsin
bu mecnunluk nedir?

– Ben nereden bileyim!

evini turab etmişsin
dilini harab etmişsin
misafir bekliyorsun
bu kemlik nedir?

– Ah ben nereden bileyim!

Neredesin diye sorma sakın bana
ben aşk denizinde
sen ile hem halim
sen nerede eyleniyorsun
bu ikilik nedir?

– Ben nerden bileyim

ışığın ardındaki aydınlık

kör etti nicelerini

kurban yerine doğru koşturmaktasın

hiç korkmuyor musun

Bu cürret nedir?

-Ah ben nereden bileyim!
Farsça şiir- Çeviri-Yorum: Zeliha Eliacik

Ey Kelimelerin Ardı Sıra Gidenler

EY KELİMELERİN ARDI SIRA GİDENLER

Ey kelimelerin ardı sıra gidenler!
Yüklenin sırtınıza isimlerinizi
Çekin vaktimizden saatlerinizi
Ve defolun!

Bir Filistin resmi çekin ve ona iyi bakın
Bakın ve anlayın
Asla anlayamayacağınızı
Nasıl kurulur bir taşla
Vatanın gök kubbesi

Füze sizden taş bizden
Kılıç sizden kan bizden
Ateş sizden can bizden
Saatlerinizi de alın vaktimizden
Ve defolun!

Bizim göğümüzde yağmurlar yağar
Sizin göğünüzde gaz bulutları
Alın kanımızdan hissenizi
Raks ve ziyafetle kutlayın katlimizi
Haydi defolun!

Gidiyorken siz
Şehitlerin güllerini koruyacağız
Ve bu hayatı
Gönlümüzce
Yaşayacağız biz

Ayarlayın akrebini saatin
Tapınılacak buzağılar vaktine
Ya da bir tabanca sesine
Ve defolun!

Vehimlerinizi de boş bir çukura gömün
Ve örtün üstünü
Haydi defolun!

Gezdiğiniz bu topraklar razı etmeyecek sizi
Oysa sevincimiz buradadır bizim
Bizdedir çünkü sizde olmayan
Kan ağlayan bir halk ve yaralı bir vatan
Unutarak ve hatırlayarak
Kendini onaran

Nerede yaşayacaksanız yaşayın
Ama durmayın artık aramızda!
Nereden çağıracaksanız çağırın ecelinizi
Kirletmeyin güvercin ellerimizi
Haydi defolun!
Mazimiz buradadır bizim
Ve geleceğimiz
Burada duyduk hayatın ilk sesini
An bizimdir
Ve bize aittir zaman

Buradadır bizim
İstikbalimiz
Dünyamız
Ve ahiretimiz

Çekin elinizi ekmeğimizden ve tuzumuzdan
Yaramızdan, suyumuzdan ve toprağımızdan
Alın hissenize düşeni de kanımızdan
Haydi defolun!

Ey kelimelerin ardı sıra gidenler!
Yüklenin sırtınıza isimlerinizi
Silin hatıralarımızdan tüm resimlerinizi
Ve defolun!

ŞİİR: MAHMUD DERVİŞ
ÇEVİRİ-YORUM: Zeliha Eliaçı